OCAK
"Evet kardeşlerim, bugün adalet istediğimiz için buradayız... Ama kimler cesaret bulacak da, onun dediği gibi, terörün gücü ve gücün terörüne karşı gelecek. Kimler karşı gelecekler. Bizi acılarla akraba ettiler. Maalesef yas da kardeşlik de bugün cesaret istiyor, ama asıl, yaşamak cesaret ister. Umut cesaret ister. Adalet cesaret ister."
Gazeteci Hrant Dink'in eşi Rakel Dink, Hrant Dink'in öldürülüşünün birinci yıldönümünde, Agos gazetesinin önünde toplanan binlerce kişiye sesleniyor...
Gazeteci ve insan hakları savunucusu Hrant Dink'in öldürülmesiyle birlikte ortaya dökülen derin ilişkiler ağının ne olarak tanımlanacağına dair hukuki çerçeve, aradan geçen bir yıla rağmen netleşememişti. Sanık O.S.’nin kemik yaşı 19 olarak belirlendi; tetikçi artık Ağır Ceza'da yargılanacak bir reşitti.
Bir yılın sonunda duruşmaların da açık yapılmasına karar verildi ve O.S. de artık Ogün Samast oldu. Bu arada ihmal iddialarına her geçen gün yenileri eklendi. Kolluk kuvvetlerinin bu cinayetten neredeyse adım adım haberdar, ancak bir o kadar da kayıtsız olduğuna dair haberler artık neredeyse haber değeri taşımıyorlardı. Astsubaylar, çavuşlar hakkında çeşitli soruşturmalar başlatılsa da, üstlerle ilgili bir ihmalden maalesef bahsedilmedi. Öte yandan adalet arayışı da devam ediyordu. Dink’in ölümünün 1.yılında Agos gazetesi binası önünde düzenlenen anma törenine onbinlerce kişi katıldı. Cinayet karanlıkta kalsa da yargı, "yargının etkilenmemesi için gerekli" adımları atmaya devam etti. Şişli Cumhuriyet Savcılığı, Agos gazetesi Sahibi Serkis Seropyan ve sorumlu yazı işleri müdürü Aris Nalcı hakkında, “âdil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçundan bir dava daha açtı.
İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcılarla ilgili başlatılan Ergenekon soruşturması, yıl sonuna doğru ülkenin kaderini enikonu belirleyecek bir dava halini alacaktı. İlk iki dalganın ardından, aralarında emekli istihbaratçı general Veli Küçük, Hukukçular Birliği Derneği yöneticisi milliyetçi avukat Kemal Kerinçsiz, Kuvayi Milliye Derneği yöneticisi Emekli Albay Fikri Karadağ'ın da bulunduğu 30'dan fazla, çoğu bildik sima gözaltına alınmıştı. Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt , “Ergenekon çete”siyle ilgili olarak,bu tip şeylerin TSK ile ilişkilendirilmesinin artık bildik olduğunu söyleyerek "TSK suç örgütü değildir" dedi. Ancak davanın ordu, bürokrasi ve sivil toplum görünümlü çeşitli örgütlerle bağlantısı kuruldukça, kimin kimle örgütlü olduğu, giderek çetrefilleşen gerçek bir muamma halini aldı.
Diyarbakır'da gerçekleşen saldırılarda 7 kişi öldü. Zanlı derhal yakalandı ve Kandil'de eğitildiğini itiraf etti. Dağlıca Karakolu baskını sırasında esir alınan askerlerle ilgili savcılık çok ağır cezalar istiyordu. Er Ramazan Yüce'nin ise vatana ihanetten yargılanması gündemdeydi. Genelkurmay, ordu karşıtı bazı çevrelerin Dağlıca olayını kendi amaçları doğrultusunda saptırdıklarını belirtti. Soruşturmayla ilgili yayın yasağı kondu.Pek çok gazeteye para cezası verildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le Başkan Bush'un görüşmesinden PKK ile ilgili sınır ötesi operasyon gerektiğine dair uzlaşma çıktı. Irak, hızla Türkiye'nin de içinde bulunduğu bir süreç haline geliyordu.
Başbakan Erdoğan'ın türban yasağına dair "velev ki siyasi simge olsun" sözleri ve yeni açılım çabaları, gündemin sosu olarak birdenbire ortaya saçılıverdi. Herkesin konuya dair görüşü vardı. Örneğin Deniz Baykal, "cumhuriyetin kendini savunma mekanizmalarının harekete geçmesini" isterken, konudan sıkılmış olduğu halde açıklama yapma gereği hisseden Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ise bu konuda askerin düşüncesini herkesin bildiğini ve kendisinin birşey söylemek istemediğini ifade ediyordu. Başbakan Erdoğan düzenlemenin sadece üniversite ile sınırlı olduğunu vurgulayarak, laik sistem için bir tehdit oluşturmayacağını söylüyordu.
Anlaşamıyorduk. Davalarımız her geçen gün artarak devam ediyordu. Memleket yine bir şüpheler, şüphelenenler ve şüpheliler diyarıydı. Yargıtay Orhan Pamuk'un 301. Maddeden beraatine dair kararı bozdu, Pamuk tekrar yargılanmalıydı. Perihan Mağden vicdani reddi savunduğu için tekrar yargılanıyor, Şırnak'ta bir PKK'lının cenaze törenini izlerken atılan sloganları "suç" olarak Savcılığa bildirmediği için hakkında dava açılan Doğan Haber Ajansı muhabiri Emin Bal, yargılamanın üçüncü duruşmasında neyse ki beraat ediyor, Atatürk'e "bu adam" dediği için hakaretten yargılanan Prof. Dr. Atilla Yayla, 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor, Diyarbakır Yenişehir Belediyesi Çocuk Korosu üyesi 8 çocuk, ABD'de bir festivalde Kürtçe marş okudukları iddiasıyla açılan soruşturma için Başsavcılıkta ifade veriyordu.
Atatürk'e hakaret içeren bir video gerekçesiyle YouTube web sitesine erişim Ocak ayında yasaklandı. Yasak aylar boyu kâh kaldırıldı, kâh tekrar konuldu, ama sonra, yıl ortalarına doğru hepten kalıcı hale gelecekti...Yıl biterken Youtube'a erişim halen yasaktı, ama Başbakan’ın da herkese tavsiye edeceği gibi herkes, bir yolunu bulup girmekte, dahası erişim yasaktan sonra iki katına çıkmaktaydı…
İzmir'de Baran Tursun isimli genç "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle, polisin açtığı ateş sonucu öldü. Polis memuru Oral Emre Atar, silahının "yere düşerken" ateş aldığını söyledi. Hedef aracın lastiğiyken, Tursun boynundan vurulmuştu. Memur Atar ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Baba Mehmet Tursun davaya ilişkin beyanları sebebiyle yargılanıyor. İstanbul Fatih'te "dur" ihtarına uymayan genci öldüren polis memuru Bayram Ergin ise, 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, Ergin'in, memur olmasını ve Yargıtay aşamasını da düşünerek, bu aşamada tutuklanmasına gerek olmadığına hükmetti.
Pakistan'da Benazir Butto'nun suikast ile öldürülmesinin ardından genel seçimler ertelendi. Pakistan ABD'ye yakın fikir açılımlarında "sorun" olarak tanımlanmaya başlandı. "Sorun" yıl içinde büyüyecekti.
Kenya'da, cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra çıkan din savaşlarında ölü sayısı 800'ü aştı. 250 bin kişi evlerini terketmek zorunda kaldı.
Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan El Beşir, Ankara'ya geldi. BM’nin tanımlamasıyla Darfur'daki soykırımda sorumluluğu bulunan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı tarafından resmen suçlanan Beşir ve silah ambargolu Sudan hükümeti, Türkiye'de âlâyı vâlâ ile karşılandı ve cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilgi gördü. Davet herkesin ağzını bir karış açık bıraktı. Daha sonra Türkiye'nin Sudan'a silah sattığının ortaya çıkmasıyla birlikte ağızlar, kötü bir tatla kapandı.
5 yıllık işgal altında dağılıp gitmiş olan Irak bile Kyoto Protokolü’nü imzaladı. Bağdat'a en son ne zaman kar yağdığı bilinmiyor olsa da, bu ay yağan kar "barış ve umudun simgesi" olarak yorumlandı. Halbuki dünyanın başına gelenler ne yazık ki pek hayra alamet değildi. Çin'in son 10 yıldır yaşanan en büyük kuraklıkla karşı karşıya olduğu ve Yangtze nehrinin son 142 yılın en düşük seviyesine gerilediği açıklandı. Soğuk havalar dünyayı birbirine katıyordu. Türkiye'de kaç evsizin donduğuna dair istatistik olmasa da, ceset sayımı üzerine epey ehliyet sahibi olmak zorunda kalmış Afganlar, 10 günde 300 kişinin donarak öldüğünü açıklayabiliyordu. Gelişmişlik çeşitli kriterlere göre yorumlanabilse de, Amman'da, Kudüs'te ve Şam'da yağan karın nasıl yorumlandığı bilgisi bizlere ulaşamadı.
ŞUBAT
“Hayır düşünmüyoruz, biz tamamen sivil amaçlı olarak bu teknolojiye sahip olmak istiyoruz... Sivil amaçlı olarak bu çalışmaları yapmayı planladık, yeni dönemde atom bombaları ekonomik reformlarla gerçekleştirilecek.''
Kuveytli bir öğrencinin nükleer bomba üretmeyi planlayıp planlamadıkları sorusuna, Enerji Bakanı Hilmi Güler'in yanıtı.
Terörle Savaş adı altında devam eden savaş ekonomisi can almaya devam ediyordu. Afganistan'da işgalden beri gerçekleşen en kanlı intihar saldırısında 100'den fazla insan öldü. Artık hergün 20'den fazla sivil ölüyordu. ABD ordusu, Irak'ta düzenlediği iki ayrı saldırıda “yanlışlıkla” 13 Iraklı sivili öldürdüğünü açıkladı. Görgü tanıkları ise, saldırıda 20 kişinin öldüğünü söylüyordu. Bağdat’ta bombalı saldırılar can almaya devam ediyorken, Türk ordusu Kuzey Irak'taki PKK hedeflerine büyük bir kara harekâtı başlattı. Havadan da desteklenen operasyona 10 bin asker katıldı ve sınır 10 ila 20 kilometre geçildi. Böylece savaş iklimi Türkiye’yi de gittikçe etkisi altına almaya başladı.
Bu sıralarda Bülent Ersoy hakkında, bir televizyon programında sarfettiği bazı sözler nedeniyle, ''halkı askerlikten soğuttuğu'' gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Bülent Ersoy, düzenlediği basın toplantısında, sadece çözüm istediğini, sözlerinin arkasında durduğunu söyledi. Askeri çözüm yanlılarının sesi herşeye rağmen bu sefer daha az çıkıyordu. CIA başkanı Michael Hayden, gözaltındaki 3 El Kaide üyesine işkence yaptıklarını kabul etti. Sözkonusu kişilerin yüzlerine basınçlı su sıktıklarını belirten Hayden, “2001 ve 2002’de bunu uygularken, ülkem her an büyük bir saldırıya uğrama tehdidi altındaydı” sözleriyle savundu işkenceyi.
Chicago’da bir üniversitede öğrencilerin üzerine ateş açan bir kişi beş kişiyi öldürdükten sonra intihar etti. Bu, Amerika’daki okullarda o hafta içinde gerçekleşen dördüncü silahlı saldırı idi. İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Amerika Birleşik Devletleri'nin Guantanamo üssüne terör şüphelisi taşıyan iki uçağının İngiliz topraklarına inmesine izin verdiklerini itiraf ederek parlamentodan özür diledi. Aynı günlerde Avustralya Devleti de, bir avuç kalmış Aborijinlerden özür diledi. Pişmanlıkların ne kadar fayda ettiği muğlak, ancak sonuçlar netti.
AKP ve MHP’nin üzerinde anlaştığı türban düzenlemesi yürürlüğe girdi. CHP ve DSP düzenlemenin iptali için Anayasa mahkemesine başvurdu. Üniversitelerde sanki türban üzerinden “Nasıl bir cumhuriyet” tartışması yapılıyor, bir grup başörtülü kadın, 301. madde, Alevilerin durumu ve azınlık hakları gibi konularda harekete geçilmesini isteyen bir bildiri yayınlıyordu. Başörtüsüne özgürlük ve yasak eylemleri, Anıtkabir ziyaretleri derken, toplumsallaşan tartışma ortamı “derin devlet -- arkası yarın” dizisine dönmüş gelişmelerle başka boyutlara taşınıyordu. Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılarla ilgili davanın Ergenekon soruşturması ile bağlantılı olmadığına karar veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 numaralı sanık Alparslan Arslan’a 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanık Alparslan Arslan son sözleri sorulduğunda genelkurmay başkanını tehdit ederek, şeriat istediğini söyledi. Danıştay, eski DYP lideri Mehmet Ağar'ın, Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan Susurluk davası kapsamında yargılanmasına karar verdi.
Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilişinin dokuzuncu yıldönümünde birçok ilde gösteriler yapıldı. Şırnak'ın Cizre ilçesinde polisin göz yaşartıcı gazla müdahale ettiği gösteriler sırasında panzer altında kalan 16 yaşındaki Yahya Menekşe öldü. Hakkari, Batman, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mersin’de de gösteriler yapılırken, 100’den fazla kişi gözaltına alındı. Olaylarda 2 polis yaralandı.
Şubat'ta Tuzla tersaneler bölgesinde iş kazalarında ölen işçi sayısı 16’yı buldu. Bu sıralarda iş ve can güvenliği talebiyle tam gaz eylemler yapılıyor, işçiler karga tulumba gözaltına alınıyordu. Çalışma Bakanı Faruk Çelik ise, eylemi eleştirerek “Çözüm için bütün kapıların açık olduğunu söylüyor ve bu çalışmaları yapıyorsak buna rağmen hâlâ orada ne eylemi yapıyorsunuz?” diyerek işçilere kırgınlığını belli etse de, eylemler sonucu 4 tersane için kısmi durdurma kararı verildi.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin karbon emisyonuna ilişkin yeni raporunu açıkladı. 1990-2005 yılları arasını kapsayan rapora göre, Türkiye’nin atmosfere sera gazı salımı, 1990 yılına oranla 2005 yılında, yüzde 83,6 artış göstermişti.
Türkiye’nin karbon emisyonu yılda yüzde 9,2 artarken, Heathrow havaalanına yeni pist açılmasına karşı inatçı eylemler insanlık adına yüz güldürdü.
Heathrow İklim Kampı, Şubat 2008
Bu arada, Kosova tek taraflı olarak Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etti. Küba lideri Fidel Castro, devlet başkanlığını bıraktığını açıkladı. 1959 yılından beri iktidarda olan Castro’nun yerini kardeşi Raul Castro “oybirliği” ile aldı. ABD başkanı Bush, "özgürlüğün nimetlerinden" faydalanmaları için Kübalılara yardıma hazır olduğunu bildirdi. Herkes et derdinde, koyunsa her zamanki gibi can derdindeydi.
MART
“Türkiye Kyoto protokolünü imzalamaya hazır... Ancak, bazı şartlarımız var. Biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Özel şartlarımızın dikkate alınacağını umut ediyorum."
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin, Kyoto Protokolü’ne bakışını yorumluyor.
Mart ayı başında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın hazırladığı iddianamede AKP'nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği' belirtilerek AKP'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açıldı. Danıştay,YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın, üniversitelere gönderdiği; başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasına yönelik genelgenin yürütmesini durdurdu. Böylece hayati konuların görüşüldüğü bir mahkemeler ayı da açılmış oldu.
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltılar bu ay da devam etti. İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek tutuklanırken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk ve İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu sorgularının ardından serbest bırakıldı. Davada tutuklu sayısı 44'e yükselmişti. Danıştay davası mahkûmu Osman Yıldırım Cumhuriyet gazetesi'ne atılan bombaları Ergenekon zanlısı Veli Küçük'ten aldıklarını itiraf etti. "Darbe Günlükleri" adıyla Nokta'da yayınlanan bilgilerin, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı da bu ay kesinleşti.
Bir başka davada, iki jandarma görevlisinin Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmalleri olduğu gerekçesiyle yargılanmalarına devam edildi. Sanıklar emirler doğrultusunda yalan beyan verdiklerini itiraf etti ve cinayetten önce aldıkları tüm bilgileri âmirleri ile paylaştıklarını söyledi. Dink ailesinin avukatı Ergin Cinmen, duruşma sonrası yaptığı açıklamada, Hrant Dink’in öldürüleceğini Trabzon Jandarma Komutanlığı'nın hemen hemen tüm yetkililerinin bildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Dink’in öldürüleceği ihbarına karşın herhangi bir işlem yapmamakla suçlanan Bilecik İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ise, görevinden alınarak Bursa Jandarma Komutanlığı emrine verildi.
Bir ay önce gerçekleştirilen sınır ötesi operasyon, daha çok operasyon isteyen MHP ve CHP ile Genelkurmay arasında “hain” kelimesinin karşılıklı bolca kullanıldığı yeni tartışmalara yol açıyordu. O günlerde AKP ile DTP arasında başlayan gerginlikse yıl sonuna doğru çok daha keskin bir hal alacaktı. Erdoğan'ın açıkladığı yeni GAP paketi DTP tarafından seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor, Erdoğan ise Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı DTP’li milletvekilleriyle görüştüğü halde kendisinin DTPli milletvekilleriyle "DTP PKK'yı terror örgütü ilan etmedikçe" görüşmeyeceğini söylüyordu. Erdoğan'ın Kürtler'in sorunlarına dair çözüm formülleri yıl içinde ağır ağır ağırlaşacak, sertleşecekti. Nevruz kutlamaları sakin geçerken, Newroz kutlamalarında büyük çatışmalar yaşandı. Onlarca ilde yüzlerce insan gözaltına alındı, DTP'nin afişleri "afişlerdeki göz ve kaşların Abdullah Öcalan'ı çağrıştırması" sebebiyle toplatıldı.
Danıştay, zorunlu din derslerinin hukuka aykırı olduğuna karar verse de Hükümet aynı fikirde değildi. Üstelik, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, "Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunludur" hükmü anayasada yer aldığı sürece, bu dersin, mahkeme kararlarıyla zorunlu olmaktan çıkarılmasının mümkün olamayacağını beyan ediyordu.
AKP Hükümeti'nin Mart ayı açılımları devam ediyordu. Başbakan Erdoğan, Kadınlar Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, "2030 yılında yaşlı bir ülke olacağız" diyerek, kadınlardan en az 3 çocuk doğurmalarını istedi ve böylelikle kadın ve nüfus politikaları açısından tarihte dünyanın başka yerlerindeki otoriter liderleri, führerleri, başbuğları nostalji içinde hatırlamamıza yol açtı. Öte yandan, yine Erdoğan'a göre Sulukule bir "ucubelik", bölge halkının sürülmesini istemeyenlerse o bölgeyi hiç tanımayanlardı. Memlekette veciz söz sıkıntısı hiç yaşanmıyordu.
Tayland'da toplanan BM iklim değişikliği müzakerelerinde ciddi bir sonuç çıkmaması ve BM'nin açıkça herkesin kaybedeceğini söylemesi gibi, işgalin beşinci yılında Irak'ta çatışmalarda ölen sivil sayısının artmaya devam etmesi, tek bir saldırıda 200 kişinin ölmesi gibi haberler ciddi önem arz etmiyorlardı.
Afganistan'daki saldırıların sayısında geçen yıllara oranla büyük artış olduğu açıklandı. 2007 yılında çıkan çatışmalarda 1600’ü sivil yaklaşık 8 bin kişinin öldüğü belirtildi.
Tibet'in Çin yönetimine karşı ayaklanmasının 49'uncu yıldönümünde olaylar çıktı. Çin güvenlik güçleri eylemcilere sert şekilde müdahale etti. Sürgündeki Tibet hükümeti en az yüz, Çin makamları ise sadece 16 kişinin öldüğünü duyurdu.
Çevre ve iklim konularında da keza: Tuz Gölü'nün %85 oranında küçülmüş olması ya da kutup buzullarının dehşet hızlarla tahminlerin çok ötesinde eriyor olması pek haber değeri taşımıyordu. Kaz Dağları ile Madra Dağı'nda yürütülen altın madeni arama çalışmalarının durdurulması için sivil toplum kuruluşlarınca toplanan 100 bin imza da ay sonuna doğru Meclis Başkanlığına sunuldu, ama Meclis’ten bir tepki gelmedi.
Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, Tuz Gölünün yokolduğu yolundaki görüşlere katılmadığını, ayrıca alınacak özel tedbirlerle su akıtılarak gölün eski haline getirileceğini, Türkiye'nin, Kyoto sözleşmesi sonrası döneme yönelik çalışmalarda aktif rol almadığı şeklindeki eleştirilere de katılmadığını, ama imzalamak için Türkiye’nin bazı özel şartları olduğunu söyledi. Türkiye'de hükümet hâlâ Ayşe Teyze'nin yapacağı tasarruftan ve "Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımı" olan nükleer santrallerden bahsediyordu.
Mart ayında Filistin'de yaşanan krizin "şimdiye kadar görülmemiş derecede ağır" bir hale geldiği bildirildi. İsrail, Mahmut Abbas, ABD, herkes birbirini suçladı. Suçlamaların ve krizin ardından "barış görüşmelerine" tekrar dönülene kadar 120 Filistinli operasyonlarda öldürülmüştü. Bu arada İsrail’i ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel, Parlamentoda yaptığı konuşmada, 6 milyon kişinin öldüğü Yahudi Soykırımı nedeniyle, halkı adına Yahudilerden özür diledi.
Rusya'da Putin'in yerini Putin'in seçtiği doğalgaz çarı Dimitri Medvedev kazandı. Putin politikaları bir süre daha Rusya'da iktidardı. Putin’in kendisi de kendisini kısa süre sonra Başbakanlığa getirmekte gecikmeyecekti zaten. İspanya'da yapılan genel seçimleriyse iktidarda bulunan Başbakan Zapatero'nun Sosyalist İşçi Partisi ezici bir zafer kazandı. Tuzla’daki tersanelerde son 8 ayda ölen işçi sayısı 16’ya yükselmişti. Herşey bildiğimiz gibi devam ediyordu.
NİSAN
"Tecavüz edip öldürmüşlerdir. Şerefsizler, bizi AB'ye rezil edecekler."
Pippa Bacca'nın katil zanlısı Murat Karataş'ın olaydan sonra, TV'de sanatçının kayıp haberini görünce yaptığı yorum.
Uzun süredir tartışılan Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı nihayet bu ay yasalaştı. 65 civarı emeklilik yaşıyla işçiye dair bakışını özetleyen yasaya karşı iş bırakma eylemleri yapıldı.Hükümet ise eylemlere katılan işçileri “uyarıyor”, Çalışma bakanı Faruk Çelik, eylemlerin neden yapıldığına bir anlam veremediğini söylüyordu. Hükümet işçilerle anlaşamıyor ama şirket sahipleriyle harika bir anlayış geliştirebiliyordu. Maden şirketlerinin üzerinde uzlaştığı “vahşi olmayan madencilik” aynı günlerde hükümet tarafından müjdeleniverdi. 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkılmasının mümkün olmadığına dair resmî açıklamalar da aynı günlere denk geliyordu tabii. Erdoğan, 'ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar'' diyor, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise, Taksim’de eylem talebini mevcut anayasal düzene bir başkaldırı olarak değerlendiriyordu.
Nisan Ayı’nda ortaya çıkan andıç ile Genelkurmay’ın işadamı, öğrenci, şirket sahibi, sivil toplum örgütü demeden herkesi fişlediği ortaya çıktı. Sivil olmak, vatandaş olmak gibi kavramları kaybettiğimiz bu tartışmadan geriye yıl sonunda pek birşey kalmamıştı. Demokratikleşme kavramı ise fena halde aksayarak anlam yitimlerine uğruyordu. 301. Madde’nin neden TCK’da olduğu bilinemese de ortadan kalkmayacağı kesin gibiydi. Minik makyajlar dışında maddenin aynen kalmasını isteyen hükümet, bir soru önergesine verdiği cevapta, son 5 yılda bin 481 dava açıldığını ve 745 kişinin mahkum olduğunu açıklayıverdi.
Ergenekon soruşturması ile yeni bilgiler ortaya saçılmaya, bir çok bildik isim ise toplanmaya nisan ayında da devam etti. Memleketin ruh hali ise masumiyete tecavüz noktasında ibresini sıkıştırmış bekliyordu. Savaş karşıtı İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın gelinliğiyle çıktığı yolculuk Gebze’de bir cinayete kurban gitmesiyle sona erdi. Kadınlar birer tecavüz nesnesi, barış istemekse naiflikti..
Toplumsal gerilim ciddi anlamda faşist bir nümayişin izlerini taşıyarak aklı başında herkesi fena halde tedirgin ederken, olayların çeşitli yansımaları üniversitelerde de yaşanmaya başlamıştı. Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde çıkan çatışmalarda 7 öğrenci yaralandı. Ülkü Ocakları her zamanki gibi olayların göbeğinde yer alıyordu. Artık faşist militanlar üniversite ortasında silaha sarılıyorlardı.
Demokratik Toplum Partisi’nin Adapazarı’nda bir düğün salonunda düzenlediği gece, yaklaşık 100 kişilik grup tarafından basıldı. Olaylar sırasında 1 kişi öldü. Endişe toplumun tüm katmanlarını sarıyordu. Öfkeyle kalkılan hareketler ve sonuçları kolay kolay birbirinden ayrılamasa da Hrant Dink’in katil zanlısı, bombalı eylem faili Yasin Hayal bile “Orhan Pamuk akıllı olsun” sözlerini kızgınlıkla söylediğini açıklarken, kimseyi tehdit etmediğini söylüyordu. Öte yandan Dink’in öldürüleceğini Trabzon’da bilmeyen devlet görevlisi bulmanın iyice zorlaştığı bir ortamda İstanbul Valiliği, biri amir 6 polisin, Trabzon’dan gelen ihbar için hiçbir şey yapmadığını, ama cinayetten sonra yapmış gibi rapor düzenlediğini saptadı. Sonunda 6 polisle ilgili bile olsa bir soruşturma açıldı.
Kyoto Sözleşmesi’ni Irak’ın imzalamasının ardından Türkiye’yi ziyaret eden Papua Yeni Gine Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’yi Kyoto’yu imzalamaya çağırması ile memleketin iklim değişimiyle imtihanı yeni bir paralel evrene taşınmış oldu. Yine de bir adım atılamayan konuya dair veriler ise iç karartıyordu. Türkiye İstatistik Kurumu, 2007 yılında kuraklık ve küresel ısınmanın tarımda rekor düzeyde bir küçülmeye yol açtığını, artık Türkiye’de tarım alanları yüzde 7.3 daha az olduğunu bildirdi. Ancak hükümetin duruma dair kriz program hazırdı: Tarım Bakanı Mehdi Eker, bulgurun pirince göre daha besleyici ve sağlıklı olduğunu belirterek, ''Pirinç sorunumuz yok, ancak bulgur yemeye devam edin'' dedi. Lakin, kaliteli pirincin fiyatı 1 yılda yüzde 68 oranında artmış, Türkiye'de son üç ayda yüzde 130'a varan oranlarda zam görmüştü.
BM’ye göre bu fiyat artışları kalıcıydı. İleriye dair tahminler ise bugüne bakarak yapılabiliyordu.Gıda fiyatlarındaki artış pek çok ülkede isyanlara yol açtı.
Onlarca insan çatışmalarda öldü. Bu yüzyılın sonunda, deniz suyu seviyesinin tahmin edilenden 3 kat daha fazla yükseleceğini ve deniz seviyesinin 1 buçuk metre artacağının açıklanması, 2020'ye kadar 250 milyon kişinin su için çatışacağı haberleri hep pirinç fiyatlarının gölgesinde kaldı.
Irak'ta şiddet olaylarında ölenlerin sayısı, bir önceki aya oranla yüzde 50 artarak ,en az bin 200’ü bulmuştu. Aynı günlerde Uluslararası insan hakları kuruluşları, Irak'ta yerlerinden edilenlerin sayısının bu yıl 300 bin kadar artarak 3 milyona yaklaştığını bildirdi. Afganistan’da işler iyice şirazesinden çıkmaya başlamıştı. Taliban örgütüne karşı başlatılan pek çok operasyon yüzlerce sivilin cesedini arkasında bırakarak devam ediyordu. Yeni savaşlar için altyapı ise yoldaydı; Romanya’nın başkenti Bükreş’te yapılan NATO zirvesinde, ABD'nin Avrupa'ya füze savunma sistemi kurulması önerisi onaylandı.
Çin'de gerçekleşen 2008 Olimpiyat oyunlarının meşalesi geçtiği her ülkede insan hakları aktivistlerince protesto edildi.
Kıbrıs'ta 45 yıldır kapalı bulunan Lokmacı Kapısı yaya geçişine açıldı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın dahi teftiş ettiği kapı bir ara 3 saatliğine kapansa da Kuzey’le Güney arasındaki devlet politikasında bir gedik açılmış oldu.
MAYIS
"Irak Savaşı yüzünden golf oynamayı bıraktım. Savaş zamanı golf oynamak yalnızca yanlış mesaj verir."
ABD Başkanı George Bush
Mayıs’ın ilk gününde yaşananlar, Türkiye’nin insan hakları alanında atabildiği adımların özeti gibiydi. Polis bu yıl da Taksim’i bayram yapmak isteyen işçilerden kale gibi korudu.
1 Mayıs 2008, İstanbul
Ortaçağ kalelerindeki kızgın yağın yerini biber gazlarının aldığı bu gelenekselleşen savunma özellikle sabaha karşı basılan DİSK Genel Merkezi’nin gaza boğulmasıyla ifadesini buldu. Şişli Taksim arası sokaklarda kovalamaca gün boyu sürdü. Gazlanan bir diğer mekân ise Şişli Etfal Hastanesi acil servisi oldu. Acil servis âcil tıbbi müdahale görenlerle doldu. Her ne kadar “her şey normal” söylemi devam etse de, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, bir genelgeyle, Çevik Kuvvet haricindeki polislerin, biber gazı taşımasını ve kullanmasını yasakladı. Hükümet şaşırmış gibi yaptı.
Bir yandan Kuzey Irak’ta süren hava operasyonları, öte yandan Bağdat ve Erbil’le kurulan diplomatik ilişkiler bir arada devam ediyordu. Ne diplomatik çabaların, ne de operasyonların sonuçları belliydi, ama olsun -- medyada “nerede hareket orada bereket” havası hakimdi. Mayıs ayında Başbakan Erdoğan’ın GAP yatırım projesinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Erdoğan, 2012’ye kadar bölgede 4 milyon kişiye istihdam vaad ediyordu. Aynı günlerde Güneydoğu kelimenin tam anlamıyla yanıyordu. Kuraklığın 15 milyon dönüm alanda hasara neden olduğu açıklandı. Özellikle ziraat odaları bölgenin âfet bölgesi ilan edilmesini istiyordu ama bu yaz kısmet olmadı…
Ankara’da siyaset ise kendi mecrasında akıyordu. Danıştay’la Kabine arasında gerçekten sert atışmalar yaşanıyordu. AKP’nin kapatılması davası, başörtüsü açılımları derken yeni bir “anayasa krizi” Cumhurbaşkanı Gül ile Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker arasında gerçekleşen sakinleştirici görüşmeyle atlatıldı. Ancak, psikoloji bozulmuştu bir kere. Sistemik sıkıntılar bolca konuşuluyor, kimin kiminle derin bağlantıları olduğu kuruntuları herkesi şüphelere boğuyordu. CHP genel sekreteri Önder Sav'ın, eski Bolu Valisi ile makamında yaptığı görüşmenin Vakit gazetesinde aynen yer alması üzerine, Sav dinlenildiğini iddia etti. GSM operatörlerine soruldu, onların raporlarına göre, Sav telefonunu açık unutmuştu. Bu telefon meselesi epey bir süre ülkede mizah yazarlarına ve çizerlerine konu oldu.
Aynı günlerde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün aracının takip edildiği yönündeki iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Mahkemelerse toplumun ahlakını kurtarmak için titizleniyorlardı. LGBTT örgütü Lambda, mahkeme kararı ile kapatıldı. Ar hayâ kurtarıldı mı bilinmez, ama örgütlenme özgürlüğü çoktan çöpe atılmıştı. Tuzla’da meydana gelen bir kazada iki işçi daha öldü. Limter İş sendikası grev kararı aldı. Küresel Huzur Endeksi’ne göre ülkemiz bu yıl daha bir huzursuz olmuştu. Listede 115. Sırada yer alan Türkiye’de, insan haklarına saygı, organize suç oranları, yabancı düşmanlığı ve kavga kültürü gibi sıkıntılar vardı. Üstelik geçen seneye oranla huzuru en çok kaçan 5 ülke arasında Türkiye de vardı.
Huzursuzduk çünkü: İzmir'de ''dur'' ihtarına uymadığı gerekçesiyle açılan uyarı ateşi sonucu ölen Baran Tursun'la ilgili mahkemeye sunulan yeni raporda, sanık polisin, Baran Tursun’a 'doğrudan ateş ettiği' yönünde bilirkişi görüşü vardı. Ancak, polis memuru hâlâ tutuksuz yargılanıyordu.
Gazeteci Hrant Dink cinayeti sanıklarını yargılayan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, önemli bir kararla, Trabzon’da “görevi ihmal” suçuyla yargılanan ve “cinayeti üstlerine bildirdiklerini ama önlem alınmadığını” itiraf eden jandarmaların ifadelerinin alınmasına karar verdi. Böylece, jandarmaların itirafları, İstanbul’daki ana dava dosyasına girmiş oldu. Ne var ki, “emirle yalan söylediklerini” itiraf eden askerlere bu emri kimin verdiği bir türlü anlaşılamıyordu. Nijeryalı sığınmacı Festus Okey’in gözaltında ölümüyle ilgili davada, Okey’in nasıl öldüğünü ortaya koyacak olan kanlı gömleğin ortadan kaybolmasıyla ilgili olarak takipsizlik kararı verilmişti.
Türk Ceza yasasının 301. maddesinde değişiklik öngören yasa Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Kanun ile ''Türklüğü'' ibaresi ''Türk Milleti'', ''Cumhuriyeti'' ibaresi de ''Türkiye Cumhuriyeti Devleti'' olarak değiştirilerek, soruşturma açma izni Adalet Bakanlığına verildi. 301, düşüncenin üzerinde bir “Demokles kılıcı” gibi sallanmaya devam ediyordu. Kapalı alanlarda sigara içme yasağının yürürlüğe girmesiyle biraz nefes almasak sanki boğulacaktık.
Burma’da Nergis tayfunu 84 bin kişiyi öldürdü, 1 milyona yakın insan evlerinden oldu. Zaten yoksul olan ve dünyanın en uzun askeri diktatörlüklerinden birinin altında ezim ezim ezilip büsbütün yoksullaşan halk kitleleri her şeylerini kaybetti. 1999 Marmara depremini hatırlatan “güvenlik kaygıları” Burma’da daha da şiddetliydi. Ülke dışından gelen yardımlar şüpheyle karşılandı ve ülkeye sokulmadı. Halk tümüyle kaderine terkedilmişti. Tayfun üstü yapılan referandumda faşist askerî cunta kendini iyice sağlama aldı. Tam bu sırada Çin’de 7.9 şiddetinde deprem oldu. Depremde 68 binden fazla insan öldü. Hükümet binaları, bakanlıklar sapasağlam ayakta kalırken aynı yerde birçok okul yerle yeksan oldu. Binlerce çocuk öldü. Yıllardır sürdürülen resmî “tek çocuk” politikasından ötürü, pek çok aile hayattaki tek çocuklarını yitirmiş oldu. Çin Komünist partisinin tekelci otokratik yönetimi ağır eleştiriler ve protestolar aldıysa da, tahmin edilebileceği gibi, birşey değişmedi.
Aynı günlerde Güney Kutbu buzulları üzerinde yapılan araştırmalar, atmosferdeki sera gazlarının, son 800 bin yılın en yüksek seviyesine çıkmış olduğunu ortaya koydu. İklim değişikliğine uyum anlayışı konusunda da sıkıntı yaşıyorduk. Danimarka, Norveç, Rusya, Kanada ve ABD Kuzey Buz Denizi buzullarının erimesiyle ortaya çıkan doğal “kaynakları” yarışmaya girmeden paylaşma kararı aldı.
Mayıs 2008’de Kenya'da büyücü oldukları için 15 kadın diri diri yakıldı. Nepal'de 239 yıllık monarşi sona erdi.
HAZİRAN
"İşlediğin çelik, pamuk değil. Biz tekstil atölyesi değiliz. İşçinin ölebileceğini bilmesi lazım."
Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan
Türkiye’nin, Kyoto Protokolü’ne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı, nihayet Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Amerikan Kongresinde bir konuşma yapan NASA Goddard Enstitüsü Direktörü James Hansen, karbon gazlarının "tehlikeli seviyeyi" çoktan aştığını belirterek, atmosferin insanların yarattığı bu yükü yalnızca 20 yıldan biraz daha fazla taşıyabileceğini söyledi. Farklı bir gezegen olmasını istemiyorsak, hızla geri basmak, 1980’lerin ortasındaki 350 ppm (yani milyonda 350 parçacık) seviyesine mutlaka geri dönmek zorundaydık. Okyanuslar hızla ısınıyordu. Son 40 yılda okyanuslardaki ısınma sanılandan yüzde 50 daha hızlı olmuştu. Kuzey Kutbu’ndaki buzulların 5-10 yıl gibi kısa bir sürede eriyebileceği öngörüsü bilim insanlarınca genel kabul görüyordu artık.
Türkiye’de hükümet ABD’yle girdiği “Barışçı Nükleer İşbirliği Anlaşması’nın” gururunu taşıyordu. Bizler içinse konu doğalgaz zamlarının ilk dalgasıydı. Enflasyon yeniden çift haneli sayılara ulaşmıştı.
Anayasa Mahkemesi, başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakan anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu. Yasamayla yargı arasında güç dengelerinin ne şekilde olması gerektiğine dair içeriksiz bir tartışma ortalığı kapladı.
Genelkurmay, Taraf gazetesi’nde yayınlanan ve “Dağlıca baskınının 9 gün önce haber verildiği”ni gösteren belge için internet sitesinde bir açıklama yayınladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin; belli çevrelerin yürüttüğü menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğuna ve bu konuda yasal işlemlerin yapılacağına dikkat çekilen açıklamada, “Belgenin gerçek olduğu, taburun uyarıldığı doğrulanıyor ve belgeyi sızdıranın tespit edildiği belirtiliyordu..” Ancak, yıl boyu “sızıntılar” devam etti. Yargıtay, Türkiye genelinde jandarmaya jandarma bölgesinde sınırsız dinleme yetkisi veren kararı bozdu. Yargıtay kararında, 'amacı ne olursa olsun hiçbir kuruma, ülke genelini kapsayacak şekilde teknik takip yetkisi verilemeyeceğinin açık olduğu belirtti. Jandarma hukukun yolunu izledi, yetki talep etti. Kafamız gerçekten karışıktı. Lakin aynı günlerde, Türkiye genelinde e-posta, SMS mesajları, faks yazışmaları ve tüm ev ve iş telefonlarının dinlendiği ortaya çıktı. Emniyet, veciz bir açıklama yaparak “ o, dinleme değil, izleme“ dedi.
Vicdani Retçi Halil Savda, ''halkı askerlikten soğutmak'' suçundan 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aynı hızda ele alınamayan, ardında onlarca ölü bırakan ve Orwell’i mezarında ters döndürecek şekilde “Hayata Dönüş” diye adlandırılan operasyon ise 8 yıl sonra zaman aşımına uğrayacak, yani bellek kara deliğinde kaybolup gidecekti. Tam bu sıralarda BM tarafından yapılan bir ankette Türkiye’ye ilişkin bölümler, ülkede yaşanan olaylarda sebeple sonuç arasındaki bağlantıyı ortaya sermek ister gibiydi sanki. Türkiye'de ankete cevap verenlerin yüzde 51'i, " olağanüstü durumlarda “teröristlere” belli oranda işkence yapılabileceğini" düşünüyordu. Dahası, Türkiye'de “teröristlere” işkenceye izin verilmesini destekleyenlerin sayısı son 2 yılda iki kat artmıştı.
AB Temel Haklar Ajansı, yine bu sıralarda yayımlanan raporunda, ırkçı şiddetin 11 AB ülkesinde artış gösterdiğini ortaya koyarken,
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2007 raporunda mültecilerle zorunlu göç edenlerin sayısının 67 milyonla rekor düzeye çıktığını açıkladı.
Bir Afgan mülteci kampı (Getty/AFP)
Tabii Irak ve Afganistan bu açıdan “en kanamalı“ iki ülke konumundaydı. İngiltere’de İşçi Partisi hükümeti terör zanlılarının gözaltı süresini 28 günden 42 güne çıkaran yasa tasarısını parlamentodan geçirmeye uğraşıyordu. Dünyada askeri harcamalar, son 10 yıl içinde yüzde 45 ,son 1 yılda ise yüzde 6 artarak 860 milyar avro olmuştu.
Neyse ki, Kanada Başbakanı Stephen Harper, ailelerinden koparılarak, asimilasyon amacıyla devlet okullarına zorla gönderilen yerli halktan resmen özür diledi. Kuru bir özür… Dünyamızda birşeyler fena halde ters gidiyordu.
TEMMUZ
"Herkes bireysel silahlanmaya karşı, bunu anlamıyorum. Silah benim için el çantası gibi! Fuşya, yeşil, mavi renkli tabancalar çıkardık, hepsi çok iyi satıyor."
Sarsılmaz Silah Sanayii yetkililerinden Alâ Satıcı
Ay başı, sabahın 7 sinde başlayan şok gözaltılarla başladı. Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı ve emekli orgeneral Şener Eruygur, emekli orgeneral Hurşit Tolon ile Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın da aralarında olduğu 23 kişi eşzamanlı operasyonlarla gözaltına alındı...evler arandı...Türkiye’de emekli de olsalar, orgeneraller ilk defa gözaltındaydı.
Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, Başbakanla 24 Haziran'da yaptığı görüşmede Ergenekon soruşturmasının kesinlikle gündeme gelmediğini açıkladı ve bu konudaki iddiaların Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmayı amaçladığını öne sürdü. Başbuğ'un ardından Başbakanlık da, bir açıklamayla, görüşmede Ergenekon soruşturmasının gündeme geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Fransa, AB dönem başkanlığını Slovenya’dan devraldı. Bu sırada dünya petrol fiyatları 146 doları aşıp rekor kırıyor, haliyle benzin de durmadan zamlanıyordu...
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin hazırladığı deprem çalışmasıyla İstanbul’un en çok risk altında bulunan semtleri belirlendi. Muhtemel 7.7 büyüklüğündeki bir depremi baz alan çalışmaya göre en riskli bölgeler Ümraniye, Pendik, Maltepe, Kartal, Küçükçekmece, Bağcılar, Esenler ve Zeytinburnu... Ayrıca, Yeşilköy, Ataköy ve Beyazıt’ta bulunan bazı mahallelerdeki risk oranı da yüksek çıktı.
Türk siyasi hayatına Yeşiller Partisi de katıldı. İçişleri Bakanlığı'na kuruluş dilekçesini veren Yeşiller Partisi, 40 kurucu üyesiyle resmen hayata geçti.
Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 6.6 ile tahminlerin üzerinde büyüdü
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP hakkında açtığı kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’ne sözlü açıklamalarda bulundu. Başsavcı, iddianameyi tekrarlayarak,AKP'nin şeriat düzeni kurmak istediğini ileri sürdü.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ı Taksim meydanında kutlama çağrısı yaptığı için hakkında “halkı gösteri yürüyüşüne kışkırttığı” iddiasıyla açılan davadan beraat etti.
Kene ısırması nedeniyle meydana gelen ölümlerin sayısı bu ay 46’ya ulaştı.
Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı,2007 yılı raporunu açıkladı. Rapora göre, geçen yılki başvurularda ihlal iddialarında ilk 3 sırayı sağlık ve hasta hakları, kötü muamele ve mülkiyet hakkı aldı. İşkence ise 11'inci sırada bulunuyordu.
Japonya’daki G-8 zirvesinde, 2050 yılına kadar küresel ısınmaya yol açan sera gazları salımının yüzde 50 oranında azaltılması kabul edildi. Ancak zirvenin ardından yayımlanan ortak bildiride net bir tarih ve uygulama şeklinin belirtilmemesi, çevreci grupların tepkisi çekti. Gelişmekte olan ülkeler, G-8 liderlerinin küresel ısınmayla mücadele için Japonya'daki zirvede belirlediği hedefi onaylamayı reddederken, Kuzey Buz Denizi’ndeki bir kutup istasyonu, üzerine kurulduğu buzulun erimesi nedeniyle tahliye ediliyordu.
Bu arada orman yangınları mevsimi de hızlı açıldı. Mersin’in Gülnar ilçesinde başlayan yangın 5 köye sıçradı,2 kişi öldü, bin hektar yandı, 200 ev kül oldu.
İstanbul İstinye'de bulunan ABD Başkonsolosluğu önündeki polis noktasına silahlı saldırı düzenlendi, 3 polis öldü,3 saldırgan öldürüldü. Gri bir araçla konsolosluğun önüne gelen saldırganların, konsolosluğun alt girişinde görev yapan polislere ateş açtıkları ve 5 dakikalık çatışma yaşandığı öğrenildi. El Kaide’den şüphelenildi. Konsolosluk saldırısıyla ilgili 4.saldırgan da sonradan yakalandı,10 kişi gözaltına alındı... Eylemin intihar saldırısı olduğu saptandı.
Hemen ardından, son derece planlı bir terör saldırısı gerçekleştirildi. İstanbul’un Güngören semtinde 10 dakika arayla meydana gelen 2 patlamada 17 kişi öldü, 150’ye yakın kişi yaralandı.Trafiğe kapalı bir caddede meydana gelen patlamaların ilkinin ses, ikincisinin parça tesirli bombadan kaynaklandığı açıklandı, TNT kullanılmıştı. Bu saldırıyı kimin gerçekleştirdiği öğrenilemedi. En çok şüphe çeken PKK saldırıyı üstlenmedi. Güngören’deki patlamalarla ilgili 9 kişi gözaltına alındı.
Bu arada Ergenekon davası başladı. 86 sanık, ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''silahlı terör örgütüne yardım etmek'', “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs'', “halkı silahlı isyana tahrik'', ''patlayıcı madde bulundurmak, atmak ve bu suçları azmettirmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek, kişisel verileri kaydetmek'',''askeri itaatsizliğe teşvik'', ''halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik'' ve benzeri suçlamalar kapsamında yargılanmaya başladı.
Öteki büyük davada, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Hrant Dink cinayetinde ihmalleri bulunduğu öne sürülen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve 7 polisin yargılanmalarına izin vermedi. İtirazları karara bağlayan Mahkeme, eski İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve İstihbarat Şubesi’nde görevli 6 memur hakkında verilen soruşturma iznini, yöntem ve yasaya uygun bulmayarak iptal etti. Celalettin Cerrah hakkında ise bir üyenin itirazına rağmen oy çokluğuyla soruşturma izni verilmedi.
Uluslararası davalara gelince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2000 yılında bağlı bulundukları Eğitim-Sen'in çağrısına uyarak,1 günlük greve katıldıkları gerekçesiyle ceza alan 11 kadın öğretmenin açtığı davada Türkiye'yi haksız buldu.
Afganistan’da 9 Amerikan askeri öldürüldü. Bu, ABD açısından son yılların en büyük kaybı olarak nitelendiriliyordu.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir hakkında, Darfur bölgesinde soykırım yaptığı, insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediği gerekçesiyle dava açtı
Darfur, Temmuz 2008
ve tutuklama emri çıkarılmasını istedi. Böylece ilk kez, halen görevde olan bir devlet başkanına uluslararası insanlık suçundan dava açılmış oldu. Sudan dışına seyahat etmesi böylece çok güçleşen El Beşir’in kolaylıkla gireceği, hatta gayet sıcak karşılanacağı ender ülkelerden biri Türkiye olacaktı.
Bir başka uluslararası insanlık suçu sanığı Bosnalı Sırp lider Radovan Karaciç Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da bir belediye otobüsünde yakalandı ve 15 yıllık bir gecikmenin ardından büyük bir süratle Hollanda'nın Lahey kentinde, BM Savaş Suçları Mahkemesi’ne çıkarıldı.
Amerika’nın Guantanamo üssünde bir zanlının sorgulanmasını içeren gizli görüntüler ilk kez kamuoyuna açıklandı. Yayınlanan bantta, Kanada vatandaşı Ömer Kadir'in 2003 yılında Kanada istihbaratı tarafından Guantanamo’da sorgulanması görülüyordu.
Alaska’da bulunan sadece 400 nüfuslu Kivalina Köyü, küresel ısınmanın karadaki ilk kurbanı olarak kayda geçirildi.
Üstünde yaşadıkları topraklar yavaş yavaş yok olan Kivalina sakinleri, Amerika’nın 24 dev enerji şirketine, küresel ısınmaya yol açtıkları için 400 milyon dolarlık tazminat davası açtı.
Kivalina yavaş yavaş suya gömülüyor
Ecuador gibi orta boy ülkelerin, hatta Hindistan gibi yarı-kıtaların dahi dev şirketlere karşı açtıkları çevre davalarında bir başarı kazanmamış oldukları gözönüne alınınca, Kivalina sakinlerinin durumu biraz kırılgan görünüyordu doğrusu.
Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü, dünyanın "yeşil akciğerleri" kabul edilen Amazon yağmur ormanlarında kayıpların artarak devam ettiğini açıkladı. Mayıs ayında artan bir ritme ulaşan kaybın 1.096 kilometrekare olarak saptandığı bildirildi.Aynı sıralarda Brezilya’dan çok uzaklarda bir yerde de başka büyük kayıplar meydana gelmekteydi: Kuzey Buz Denizi'ndeki en büyük buzul olan Ward Hunt buzulundan 2 dev parça koptu ve bu parçalar birer yüzen ada haline geldi.
İstanbul'un su ihtiyacını karşılayan barajlardaki su seviyelerinde ise önemli oranda düşüş gözleniyordu Barajlardaki ortalama doluluk oranı bir ay önce yüzde 36 civarındayken, son ölçümlerde sıcak havanın da etkisiyle su seviyesinin yüzde 30’un altına düştüğü belirlendi. Anadolu’da ise Başbakan Erdoğan, kuraklıktan dolayı ürünleri yüzde 30’un üzerinde zarar gören çiftçilere, ürünün çeşidine göre dekar başına 13 ila 30 YTL kuraklık desteği verileceğini açıkladı. 1995-2008 yılları arasında, küresel ısınmanın da etkisiyle Van Gölü'nün su seviyesinin 2 metre düştüğü bildirildi. Çanakkale Çınarlı köyü yakınlarında büyük bir orman yangını meydana geldi. Yanan miktar konusunda net bir rakama ulaşılamadı... Yaz herkes için zor geçiyordu...
AĞUSTOS
"Biz bir davası olan sıradan insanlarız sadece. Ve burada gücümüzü kanıtladık - sadece dünyanın geri kalanına değil aynı zamanda kendimize de bu gücü kanıtladık."
İngiltere'de Kingsnorth Termik Santrali’ni kapatan Climate Camp aktivistlerinin tuttukları günlüklerden.
Ağustos’ta Gürcistan’ın silahlı kuvvetlerinin, özerk bölge Güney Osetya’ya apar topar girmesiyle birlikte, şehir bombardımanlarının, kitlesel göçlerin ve has milliyetçiliğin ateşinin geçmişte kalmadıkları bir kez daha görüldü. Rusya, nedense Batı’nın hiç beklemediği bir tepki verip Gürcistan’a da asker sokup belli bölgeleri işgal etti. Sonunda Abhazya ve Güney Osetya bağımsızlıklarını ilan etti, Rusya da bunları tanıdı. Rusya’da ve eski Sovyetler’de ulusal mücadele adı altında küresel dominasyon dövüşleri devam ediyor, Amerika’da yetişmiş maceracı Gürcü lider Saakaşvili’nin tüm çağrılarına karşın hem AB, hem de ABD kof protesto laflarının ötesine geçmiyor, hatta sus pus oturuyordu.
Türkiye bu savaşla birlikte tekrar Boğazlar sorununu hatırladı. ABD “yardım gemilerinin” Karadeniz’e açılması Rusya’yla gerginliğe sebep oldu. Medyada Montrö elden gidiyor çığlıkları yükseldi, ama bunun temeli yoktu, Montrö’nün çiğnendiği yoktu. Bu arada, Afganistan’da ölen sivillerin sayısı yılda 2,500’ü aşıyor, NATO kuvvetleri de ciddi anlamda yıpranıyordu. ABD, bu kez Afganistan’a gönderilecek asker arayışındaydı. Ancak bu göreve aday bir ülke bulunamadı. Pakistan Devlet Başkanı, darbeci general Pervez Müşerref, hükümet onun anayasayı ihlal ettiği ve yetkisini kötüye kullandığı gibi gerekçelerle azlini isterken istifasını açıkladı. Böylece, Pakistan’da darbeler dönemi şimdilik kapanmış oldu. Müşerref’in istifasından 1 ay sonra yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini de terörle öldürülen Benazir Butto’nun yolsuzluk davalarında adı ön planda geçen eşi Asıf Ali Zerdari kazandı.
İstanbul Tuzla’da filikaları kum torbası yerine işçi kullanarak test eden ve böylelikle işçilerin boğularak ölmesine en azından “seyirci kalan” patronun “evet yönetmelik böyle, ama bizde gelenek budur” diyerek konuya kattığı yeni yerel renk unutulmazdı.
Adana-Mersin Otoyolu’nda durdurulan bir otomobilde meydana gelen patlamada 13 polis yaralandı. İzmir'in Konak ilçesinde park halindeki bir otomobile yerleştirilen patlayıcının, polisleri taşıyan otobüsle orduevine ait bir otomobilin geçtiği sırada patlatılması sonucu 3'ü asker,8'i polis olmak üzere, toplam 16 kişi yaralandı. Olayların PKK tarafından gerçekleştirdiği söyleniyordu, ama olayı kimse üstlenmedi. Erzincan'ın Kemah ilçesinde bir askeri aracın geçişi sırasında mayın patlaması sonucu, 9 asker hayatını kaybetti. Öte yandan, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'na göre 2007 yılı itibarıyla 7 bin 183 kayıp çocuk ihbarı yapılmış, bu çocuklardan 833’ü hâlâ bulunamamıştı.
Sinop’ta gerçekleşen ekoloji kampının ardından Sinop’taki Türkiye Atom Enerjisi Kurumu binası önünde, kurulacak nükleer santrale karşı oturma eylemi yapan aktivistler karga tulumba olay yerinden götürüldü. Erdoğan 50 - 60 kişi gruplaşıp sanki herkesmiş gibi konuşan “çevrecilere” artık kızıyordu. Erdoğan için haklı olmak, kalabalık olmaya eşdeğerdi.
Ergenekon kapsamında bu ay da, biri emekli albay 3 kişi gözaltına alındı. Beykoz’da ve Ankara'da yapılan baskınlarda, bir kamyon dolusu gizli belge ile 2 adet Kalaşnikof marka tüfek, bin adet mermi ve bin adet boş kovan bulundu. Soruşturma kapsamında ayrıca eski AKP milletvekili Turan Çömez ile emekli tuğgeneral Levent Ersöz hakkında uluslararası yakalama kararı çıkartıldı. Çömez’in İngiltere’de İngilizce kurslarında olduğu, kurs biter bitmez yurda döneceği, Ersöz’ün de silahlı kuvvetlere Rus silahları konusunda bir sunum yaptıktan hemen sonra, Ergenekon tutuklamalarından bir gün önce Rusya’ya gittiği, işi biter bitmez dönüp teslim olacağı yazıldı ve söylendi medyada. Ne var ki, yıl biterken her ikisinden de ses soluk çıkmadığı gibi, her ikisi hakkında da uluslararası yakalama kararı çıkarıldığı haberinin doğru olmadığı da anlaşılacaktı. Onlar dönmemişlerdi, ama aranmıyorlardı da.
Yine bu sıralarda Malatya'daki Zirve yayınevinde 1’i Alman 3 kişinin korkunç bir şekilde katledilmesiyle ilgili olarak süregelen davada önemli bir gelişme yaşandı. Davanın 10’uncu duruşmasında mahkeme heyeti, Ergenekon davası iddianamesinin, dava dosyasına alınmasına karar verdi. Ergenekon, can sıkıcı bir şekilde her taşın altından çıkıyordu.
Ağustos sıcakları olimpiyat oyunlarını seyrederek biraz daha hafif atlatıldı. Ancak, olimpiyat ruhu bir yana deyip gene “başarı odaklı” öfke nöbetleri geçirmek için bir vesile bulmuş olduk. Türkiye oyunlarda 1’i altın, toplam 8 madalya kazanmıştı. Türkiye’nin olimpiyatlardaki başarısızlığı çok can sıktı ve hatta nedenlerinin araştırılması için meclis önergesi bile verildi. Türkiye, başarısını arıyordu.
EYLÜL
"Bu, ancak yüz ya da elli yılda bir karşılaşılabilecek bir durumdur. Bugüne kadar karşılaştıklarımın hepsini bastıran bir durum olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim."
Eski Amerikan Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan'in, ekonomik durgunlukla ilgili değerlendirmesi.
Neredeyse bir yıldır beklenen kriz resmen ortaya çıkıverdi. İlk büyük çöküş haberi 158 yıllık büyük yatırım bankası Lehman Brothers’ın, iflas başvurusunda bulunacağını açıklaması oldu.
Lehman Brothers'ın son başkanı Richard Fuld
Böylece geçen yıldan bu yana ABD'de batan banka sayısı 13'e çıktı. ABD’de Bush yönetimi, finansal krizi sona erdirmek ve zor durumdaki şirketleri iflastan kurtarmak için Kongre’ye 700 milyar dolarlık paket önerdi. Paket önce reddedildi ve fakat hemen sonra onaylandı. Zengin yatırım bankerleri, fon yöneticileri böylece devlet tarafından kurtarıldı. Amerika’nın orta sınıfı ve yoksulları ise kendi başlarının çaresine bakacaklardı artık.
Almanya’daki Deniz Feneri Derneği’nin 3 yöneticisinin dolandırıcılık suçlamasıyla yargılandığı davada karar açıklandı. Sanıklara hapis cezaları verildi. Cehenneme giden yollar gerçekten iyilik taşlarıyla örülüydü. Mahkeme olayın asıl sorumlularının Türkiye’de olduğunu belirtince, soruşturma açıldı. Hâlâ dosyanın Almanya’dan gelmesini bekliyoruz.
Ermenistan Türkiye ilişkilerinde yıllar sonra karşılıklı adımlar atıldı. Jest olmaktan öte anlam taşımasa da iki tarafın halklarına umut veren görüşmeler Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan’a gidip, Ermenistan-Türkiye dünya kupası ön elemeler maçını izlemesiyle gerçekleşti. İki cumhurbaşkanı beraber yemek yedi, maç izledi.
Bu yıl 1980 darbecilerinin hâlâ vatanperver sayılıyor olmasına dair tepki biraz daha yükseldi. 12 eylülde,“Darbeye Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu" bir vicdan mahkemesi kurarak, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Milli Güvenlik Konseyi üyelerini sembolik olarak yargıladı ve mahkûm etti.
Yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Kocaeli Garnizon Komutanı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri adına Ergenekon soruşturması nedeniyle cezaevinde tutuklu bulunan emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’u ziyaret ettiğini duyurdu. Söylenecek söz arandı, bulundu, ancak RTÜK’ten izin alınamadı. Ergenekon davasında, cezaevinde bir kaza geçirerek merdivenden düşen ve boynu kırıldığı açıklanan emekli Orgeneral, ADD Başkanı Şener Eruygur’un sağlık sorunları nedeniyle tahliyesine karar verdi.
Ergenekon davası kapsamında yeni bir dalga da bu ay içinde geldi. 30’dan fazla gözaltı daha yaşandı. Çoğu bir şekilde ünlü bu isimlerin bir kısmı serbest bırakıldı, bir kısmı dava kapsamında yargılanmaya başlandı.
Artık derin devlet rahat, belki de fazla rahat konuşulur hale gelmişti. 3 yıl önce öldürülen Susurluk hükümlüsü özel harekât polisi Oğuz Yorulmaz'ın annesi Nurhan Yorulmaz, oğlunun devlet için yüze yakın adam öldürdüğünü; talimatları da Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ten aldığını öne sürdü. Nurhan Yorulmaz,dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in de Veli Küçük’ün emirlerine riayet ettiğini belirtti.Bu iddialar üzerine,eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın da bin kişiyi öldürdüğünü açıklayarak,açık arttırmada öne geçecekti. İşin tuhafı, bu açıklamalar kimseye tuhaf gelmedi.
Ağustos Yüksek Askeri Şurası ile Genelkurmay başkanı değişmiş “düşman” değişmemişti. İlker Başbuğ bazı medya kuruluşlarının TSK'ya sızmaya çalıştığını, buna karşı sert önlemler alınacağını söylüyordu. Bunun ne anlama geldiği üzerinde fazla durulmadı.
Amerikan güçlerinin Pakistan topraklarında operasyon düzenlediği kabul edildi. 20 kişinin ölümüne yol açan operasyon, Pakistan hükümeti tarafından da sert bir dille kınandı. Amerika yıl boyunca Pakistan’da sivilleri öldüren operasyonlar düzenlemeye devam etti. Pakistan demişken Eylül’de Marriott Otel’de gerçekleşen bombalı saldırıda 60 insanın öldüğünü de hatırlamak gerekiyordu.
Barışı tesis için savaş devam ediyor dense de, İnsan Hakları İzleme Örgütü , Afganistan'daki NATO ya da Amerikan askerlerinin bombardımanlarında yaşanan sivil ölümlerinin 2006 ile 2007 arasında 2-3 kat arttığını açıkladı.Savaş herkesin felaketiydi. Resmi veriler, Amerikan ordusundaki intihar vakalarının son 28 yılın en yüksek düzeyinde olduğunu gösteriyordu. Bu arada İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye bir demeç veren Irak'taki Amerikan birliklerinin komutanı general David Petraeus, bu ülkede zafer elde edildiğini hiçbir zaman söyleyemeyeceğini ifade etti. Dev şirketler dışında kimin çıkarına olduğu belli olmayan savaşlar ölenleri de kalanları da anlamsız kılıyordu.
Geçen ay çevrecileri beğenmeyen Başbakan Erdoğan, bu ay “çevrecinin daniskası” olduğunu açıklıyordu. Yani, mesele çevrecilikse, çevrecinin daniskası da Erdoğan’ın ta kendisiydi Erdoğan’a göre. Anlam yitimleri artık çölleşen akıllarda hava koridorları yaratıyordu. “Çevrecinin daniskası” bir başbakana sahip Türkiye’de Birleşmiş Milletler’in küresel ısınmanın şimdiki hızıyla devam etmesi halinde, dünyadaki sıradağ ve dağların büyük bölümünün, buz tabakalarını en güç yüz yıl içinde kaybedeceğini açıklamış olması veya sera gazı salımlarını atmosfere boca etme hızında Türkiye’nin dünya birincisi çıkması umursanmadı. İnsanlığın doğum yeri Kenya’da Rift Vadisinde belki de insanlık doğduğundan bu yana ilk kez yağan kar çocukları sevindirse de uzmanlar endişeliydi. Kanada’da 4 bin yıllık buz dağları parçalanıyordu...
EKİM
"Artık diriltmemiz, geri getirmemiz mümkün değil. Yalnız biraz ihmal mi var deniyor, nasıl oluyorsa bilemiyorum. Oraya bu kaçıncı baskın? Hiç mi tedbir alınamıyor? Bir şey diyemiyorum..."
Aktütün Sınır Karakolu'nda ölen Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın babası taziye ziyaretine gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a soruyor.
Ekim Ayı’nda Şemdinli Aktütün Karakolu’na yapılan saldırı sonucu 17 asker öldü. Genelkurmay’a kalırsa ortada bir sıkıntı yoktu. PKK başarısız bir eylem gerçekleştirmişti. Kuzey Irak’ta yapılan onca operasyon, yıllardır devam eden istihbarat çalışmalarının bu saldırıyı önleyememiş olması medyada ciddi bir yer buldu. Taraf gazetesi, Genelkurmay Başkanlığı'nın 17 askerin hayatını kaybettiği Aktütün saldırısını 3 buçuk saat önceden bildiğini iddia etti. Saldırı hazırlığının da çok daha önce bilindiğini öne süren gazete, iç güvenlik harekât durum raporları ve insansız hava araçlarının ilettiği anlık istihbarat bilgileri ile, Genelkurmay'ın baskından 1 ay önce haberdar olduğunu yazarken, bazı fotoğraflara da yer verdi.
Genelkurmay ise basın özgürlüğünü yine “milli güvenlik” cenderesi içinde ele almayı tercih ediyordu. Zaten “uyarının” hemen ardından Aktütün baskınıyla ilgili haberlere yayın yasağı kondu. Bu karmaşanın ortasında sınır ötesi operasyon yetkisi TBMM Genel Kurulunda 18 e karşı 497 oyla kabul edildi. Çatışma ve ölüm haberleri ay boyu devam etti. Hakkari’de 5 asker, Diyarbakır’da 4 polis öldü. Yılın başından beri adım adım yükseltilen etnik gerginlik Balıkesir Altınova’da ilk “meyvelerini” verdi. Kürtlere ait 36 ev ve işyeri saldırıya uğradı. Ardından benzer olaylar Adana’da da yaşandı. Gençler arasındaki kavga şehri karıştırdı. Ev ve işyerleri saldırıya uğradı.
Ayın sonuna doğru herkesi “asrın davası” heyecanı sardı. Ergenekon davasının ilk duruşması Silivri’de yoğun ilgiye mazhar oldu. O kadar ki, ilk duruşma gerçekleştirilemedi. “Atam izindeyiz” atkıları ve Türk bayrağı satan seyyar satıcılar bu sebeple bekledikleri satışı gerçekleştiremedi. Dava başladıktan sonra da sanıkların her biri akla takla attıran hikâyeler anlatmaya başladı. Mesela, Muzaffer Tekin’in evinde bulunan bombalar aslen süs eşyasıydı. Ancak memleketin siyasi atmosferi çoktan takla attığımızı zaten gösteriyordu. Telefonlarının dinlenmesinden şikâyet eden avukatlara yargıç Köksal Şengün “hakimin dinlenmediğini kim iddia edebilir ki” diye yanıt veriyordu..
Abdullah Öcalan’ın İmralı’da işkenceye maruz kaldığı iddiaları, pek çok şehirde gösterilere sebep oldu. Adana Valisi İlhan Atış, toplu cezalandırma yöntemleri önerirken, taş atan çocuklar “terörist” olarak hapsedildi ve haklarında 35 yıla kadar varan cezalarla yargılanmaları sürecine gidildi. 2009’un başlarında sonuçlanması beklenen davalar sonucu hayatını hapishanelerde geçirmesi ihtimali olan onlarca çocuk ve aileleri kaderlerini bekliyor. Aynı tarihlerde Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti de benzer gerilimleri tetikledi. Esnaf kepenk kapattı, kentte çöpler toplanmadı. Gerginliğin ne şekilde sonuçlanacağına dair endişeler artık geceleri uyku kaçırıyordu. CHP lideri Deniz Baykal’a göre polis göstericilere yumuşak davranıyordu, asmalı kesmeli, hainli sohbetler yine gündemin baş tâcıydı.
İstanbul’da, sokakta dergi satarken polis tarafından vurulan ve sakat kalan Ferhat Gerçek’in davasıyla ilgili gelişmeleri protesto ederken gözaltına alınan Engin Çeber öldü. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Çeber'in ailesinden ve yakınlarından özür diledi. Polisler ve cezaevinde 60’a yakın memur hakkında soruşturma başlatıldı. Polis şiddeti gündemin ana maddelerinden biri haline gelmişti. Ay içinde ölümlü, yaralanmalı nice haber birbirini takip etti. Şiddetin, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nda yapılan değişiklikler sonrası arttığı sayısal olarak ortaya konabiliyordu. Ancak, genellikle ana akım medya haberin bu yanını hafif geçmeyi tercih etti. İstanbul Valiliği, İnsan Hakları Derneği'nin kapatılması isteğiyle suç duyurusunda bulundu.
Küresel finans krizi artık temel konulardan biriydi. Tüm ekonomik aktörlerin piyasalardan şikayeti arş-ı âlâya ulaşmıştı.
Ülkeler adeta art arda banka kurtarma planlarını açıklamaya başlamıştı. Lakin, çalışanların bu işten nasıl kurtarılacağı gündemin ara maddesi bile değildi. Grev ve eylem dalgaları yavaş yavaş dünyayı sarıyordu. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne soracak olursak her şey yolundaydı.
Afganistan’da Savunma Bakanı 2008 yılının Afganistan bakımından tüm yılların en kötüsü olduğunu, Ocak-Ağustos döneminde en az 3 bin 800 kişinin öldüğünü söyledi. İşgali gerçekleştiren ABD’nin Savunma Bakanı Robert Gates, savaşı sona erdirmek için Taliban ile uzlaşabileceklerini açıklayarak, “terörle savaş” politikalarının yerle yeksan olduğunu sessizce açıklayıveriyordu. İzlanda hükümetinin raporu, gelecek yüzyılda İzlanda’daki tüm buzulların yok olacağını söylerken, Somali’de aç balıkçılar korsanlığı bir kariyer haline getiriyor, içlerinde dev petrol tankerleri, tank, top ve mühimmatla lebalep dolu gemiler de olan teknelere el koyup fidye istiyorlardı. Çağa uymak adına olsa gerek, korsanlar sosyal sorumluluk da üstleniyor, eylemlerinin "yaklaşık 20 yıldan beri mütemadiyen Somali sahillerine zehirli atık boşaltılmasına tepki" de olduğunu ve paranın bir kısmının sahillerin temizliği için harcanacağını açıklıyorlardı. Tabii bunlar ancak “Türk gemileri” kaçırıldıktan sonra haber olabildi Türkiye’de.
KASIM
"Bu, genç, yaşlı, zengin, fakir, Demokrat Partili, Cumhuriyetçi Partili, siyah, beyaz, Hispanik, Asyalı, Amerikan yerlisi, eşcinsel, eşcinsel olmayan, sakat ve sakat olmayan bütün Amerikalılar tarafından, Amerikalılar'ın, sadece bir bireyler topluluğu, kırmızı ya da mavi eyaletler topluluğu olmadığı, daima "Amerika Birleşik Devletleri" olduğu ve olacağını gösteren bir cevaptır."
Yeni ABD başkanı Barack Obama seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından Chicago'da büyük bir kalabalığa konuştu.
Ayın başlarında Engin Çeber’in ölümüne ilişkin iddialar, raporlarla birlikte gerçeğe dönüştü. Ancak, polis müdahalesi sonucu ölüm ve yaralanmaların sezonu tam gaz devam ediyordu. Adana’da 14 yaşındaki bir çocuk sırtından vuruldu. Sakarya’da Bursa’da cezaevlerinden kötü muamele ve işkence feryatları ay boyu birbirini takip etti. Polis kurşunları ve copları ayın moda haber konusuydu.
York düşesi Sarah Ferguson’ın, Türkiye’de yetimhanelerde gizli çekim yapması çok ses getirdi. Ama, asıl konu yetim çocuklar ve kötü muamele değil, anti emperyalizm gibi görünebilirdi. Görüntülerde çocuklara kötülük yapanlar Türkiye vatandaşı olsa da, ön plana çıkan İngilizler’in Türk düşmanlığıydı.
Büyük ihtimalle yılın en önemli iki haberi de aynı ayda, Kasım ayında geldi. Birincisi George W. Bush’un artık ABD başkanı olmayacağı, ikincisi ise yerini ilk siyah başkan Barack Obama’ya bırakacağıydı.
Obama işgaller, yalanlar, kısılan haklar, elden giden evler derken canından bezen ABD halkının tepkisinden ve seçim programından çok daha fazlasını simgeliyordu.
Türkiye’de de gündemin yavaş yavaş Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler üzerinden başkalaşmaya başladığı zamanlardı. Deniz Baykal’ın CHP’nin yeni üyelerine basın önünde altı oklu rozetler takması herkesi şaşkınlığa uğrattı. Yeni üyeler arasında yıllardır cumhuriyete karşı “tehdit” olarak görülen kara çarşaflı kadınlar da vardı. CHP kadınlar ne giymeli üzerinden kendi içinde tartışadursun; bu açılımın nasıl ortaya çıktığı ise CHP’den gayrı herkes için tartışmanın omurgasıydı. Çarşaflı ve başörtülü kadınlar CHP’den üye olarak siyasete katılabiliyor, ancak üniversitelere ve belediye meclislerine, il meclislerine ve dahi Türkiye Büyük Millet Meclisine giremiyorlardı. Üstelik, Baykal’a göre bu çarşaf açılımı, partisinin çizgisinde asla bir kırılma değildi.
Başbakanın doğu illeri ziyaretleri ise devam ediyordu. Başbakanın hedefi DTP idi. Gezi sırasında gerçekleşen gösteriler, yine ilköğretim yaşında çocukların terör örgütüne üye oldukları iddiasıyla tutuklanmalarıyla sonuçlandı. Çocukların terör örgütüne üye olduklarına dair raporu hazırlayan bilirkişi, mahkemenin mübaşiriydi. İstanbul’daki eylemlerde bir kişinin pompalı tüfekle göstericilere ateş açıyor olmasının Başbakan’ın aklına yattığını, bu eylemin vatandaşların nefs-i müdafaa kategorisine girdiğini de bu ayda biraz da hayretle öğrendik. Tüm bunlar olurken çatışmalar devam ediyor, ölen asker ve PKK’lıların haberleri eksik olmuyordu.
AKP’nin “insan hakları atılımları” da tam gaz devam ediyordu. Savunma bakanı Vecdi Gönül’ün “Ege’de Rumlar ve Türkiye’nin her yerinde Ermeniler devam etseydi (yani yaşıyor olsaydı) Türkiye böylesine bir ulus devleti inşa edebilir miydi” şeklindeki sözlerine biraz şaşırıldı...
İfade özgürlüğü konusunda da paralel atılımlar devam ediyordu. Mahkemeler, geçen yıldan bu yana toplam bin 254 internet sitesine erişimi engelledi. Alevi kuruluşları, büyük kalabalıklarla zorunlu din dersinin kaldırılması ve diyanetin kapatılması için eylemdeydiler. Başbakan onlara da kızdı.
Türkiye'de Eylül 2008 itibariyle işsizlik yüzde 9,8’e çıkarak, resmi rakamlara göre işsizlerin 2 buçuk milyonu aştığı bir boyuta geldi. Ancak derdi veren, çareyi de veriyordu. Maden Tetkik ve Arama kurumunun genel müdürü, Türkiye’deki altın rezervinin yüzde 95 inin hâlâ toprak altında keşfedilmeyi beklediğini söyleyerek, “vatandaşlar da arasın, kazma kürek arasınlar” dedi.
Finans dünyasında patlak veren, kısa sürede reel sektörü de içine alan küresel ekonomik kriz, Başbakan’ın, Atatürk’ün geometri derslerinden alıntıladığı terimle Türkiye’yi “teğet” geçmeye devam ediyordu. Doğalgaza yapılan yüzde 25’e yakın zam, diğer rakamlarla paraleldi. Türkiye'de son bir yıl içinde doğalgaza yüzde 74, elektriğe yüzde 62 buçuk, suya yüzde 250, mazota yüzde 23, ekmeğe yüzde 14 zam yapılmıştı. Asgari ücretin gördüğü zammı merak edenlerse bunun yüzde 9 olduğunu öğreneceklerdi.
Ancak Türkiye kalkınma hamlelerini hızla devam ettiriyordu. Öyle ki, ülkenin yüzde 95 oranında bir artışla atmosferi en hızlı kirleten ülke olma şerefine üstüste ikinci kez bu yıl da nail olduğu açıklandı. Kyoto Protokolü mü? O, TBMM gündeminde sıra gelmemek üzere alta itilmeye devam etti. Ama, bu konuda içleri rahatlatacak açıklama çevre bakanından gelmekte gecikmedi: Kyoto Protolünü gelecekte bir zaman onaylayacaktık.
Irak ile ABD arasında uzun süredir görüşülen güvenlik anlaşması Irak hükümeti tarafından onaylandı. Anlaşmaya göre Amerikan ordusu 30 Haziran 2009 tarihine kadar kent ve kasabalardan, 31 Aralık 2011 tarihine kadar da ülkenin tamamından çekilecekti. Antlaşmanın en önemli özelliklerinden biri de şuydu: Amerikan askerleri Irak yargısından izin almadan evlere baskın düzenleyemeyecek ve Irak topraklarını komşu ülkelere zarar vermek için hiçbir şekilde kullanamayacaktı.
Ortadoğu sorunu bu yıl da çözülememiş gibi görünüyordu: İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka, Gazzeliler’i açlık ve hastalıkla baş başa bırakmıştı. Yapılan araştırmalar Gazzeli çocukların müthiş bir beslenme yetersizliği, hastalıklar ve yaşama sevincini kaybetme gibi ârazla malûl olduğunu gösteriyordu.
Çöplerle beslenen, lağım suları içinde yaşamak zorunda bırakılan Gazzeliler, alıştığımız sefaletleriyle yeni yıla hazırlanıyorlardı.
Bu arada, Karaköy vapur iskelesi ya fırtınaya ya da olan bitene dayanamayarak battı, hayat geçici iskelelerle devam ediyordu...
ARALIK
“Bu kampanyada müteşekkir olduğum şey o iki kelime: ‘Acınızı paylaşıyorum...’ Çünkü değer verdiğim en önemli erdemlerden biri paylaşmaktır.”
Dr. Barkev Balımoğlu. “Özür diliyorum” kampanyası konusunda görüşünü açıklayan sade Ermeni vatandaş.
“Işıldayan” Hindistan’ın gelişen ekonomisinin incisi Mumbay’da eşzamanlı gerçekleşen silahlı kıyımda yüzlerce insan yaralandı, 170’ten fazla insan öldü. 10 gencin otomatik silahlarla tüyler ürpertici bir serinkanlılıkla yürüttüğü saldırıda şehrin lüks otelleri, garı ve bir Yahudi merkezi hedefteydi. Hindistan özel harp dairesi komandolarını da çok zor duruma düşüren ve 60 saat süren saldırılar, öldürmek ve ölmek amacıyla geldiklerini net olarak ortaya koyan saldırganların 9’unun öldürülmesi, birinin de yakalanması ile sona erdi ve nükleer bomba sahibi iki ülke olan Hindistan’la Pakistan arasında çok tehlikeli sonuçlar verebilecek bir siyasi krize yol açtı. ABD’nin terörle küresel savaş politikaları, dini ve etnik ayrım politikalarının ve faşizan örgütlerin büyük artış gösterdiği, sosyal adaletsizliğin de arş-ı âlâ’ya yükselmeye başladığı Hindistan’da da meyvelerini vermeye devam ediyordu.
Yılın belki de en çarpıcı olayı da şuydu. Ortadoğu’dan görev süresinin dolmasına az kala Irak’a yine “sürpriz” bir ziyaret, daha doğrusu bir “veda ziyareti” gerçekleştiren ABD başkanı George Bush, basın toplantısı sırasında Muntazer El Zeydi adlı Iraklı bir gazetecinin ilginç tepkisiyle karşılaştı. Bush’a “al sana veda öpücüğü, köpek!” diyerek,
“Irak’ın yetim çocukları ve ölen evlatları” adına ayakkabılarını fırlatan gazeteci, formda ve uyanık olduğu gözlenen Bush’un çevik “eskivleri” yüzünden hedefi tutturamadı
ve ayakkabılar arkada, Irak bayrağının asılı olduğu duvarda patladı. El Zeydi gözaltına alındı. Ayakkabıların, suç delili olarak kayda geçirildikten sonra “imha edildikleri” açıklandı. En az bunun kadar tuhaf olan bir başka husus da, Bush’un, ayakkabılar başının üstünden geçtikten hemen sonra yaptığı ilk açıklamada “bu adamın bununla ne demek istediğini anlamadım,” şeklindeki tarihi sorusu idi. Ama,gözaltında yediği dayaktan dolayı hastanelik olan gazetecinin, işgale karşı direnişin simgesi olarak tüm dünyada gündeme oturması, aynı model ayakkabılara dünyanın her yerinden muazzam talep gelmesi, mesajın Bush dışında,dünyadaki hemen herkes tarafından alınmış olduğunu gösteriyordu. Marshall McLuhan’dan yapılacak bir aktarma ile: Ayakkabı, mesajdı zaten.
BM’nin bu yılki iklim görüşmeleri, Polonya’nın Poznan kentinde yapıldı.
Zirveye katılan yaklaşık 190 ülkenin temsilcileri, 2012 sonrası Kyoto’nun yerini alacak yeni iklim sözleşmesinin esaslarını belirlemeye çalıştı ancak yine somut bir adım atılamadı.
Kömür başta olmak üzere büyük enerji şirketlerinin kayırıldığı bir “uzlaşma”ya varıldığı belirtiliyordu medyada ama, aslında “Kirleten öder” temel ilkesinin “kirletene öderiz” şekline dönüştürüldüğü görülmekteydi. Ama, dünyanın birçok yerinde kendini gösteren çevreci taban hareketlerinin yükselişi ve özellikle gençlerin yükselen mücadelesi de bu konudaki nihai hesaplaşmayı belki de 2009 sonunda yapılacak Kopenhag iklim zirvesine taşıyacak gibi görünüyordu.
Türkiye’de yılın sonuna doğru şunlar oluyordu: Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci aktivist Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili olarak, aralarında dönemin Trabzon Jandarma İl alay komutanı albay Ali Öz’ün de olduğu 6 asker hakkında daha hazırlık soruşturması başlattı.
Bir grup akademisyen, yazar, çizer, sanatçı ve gazeteci ise “özür diliyorum” adıyla internetten bir imza kampanyası başlattı. Metinde yer alan cümle şuydu: "1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felakete duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum." Bu girişim, ülke çapında büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Başbakan,Genelkurmay, Cumhurbaşkanı, muhalefet vb. herkesin kampanyaya dair söyleyecek bir şeyleri vardı. Özellikle CHP milletvekili Canan Arıtman’ın Cumhurbaşkanı Gül’ün ifade özgürlüğünü savunan sözlerine karşılık onun etnik kökeniyle politik görüşleri arasında müthiş ipuçları bulması en banal haliyle ırkçılığın meşru sayıldığı bir sivrilme noktasıydı ve bir nefret suçu oluşturmaktaydı.
Avcılar’da polis yeleği giyen bir grup,restoran basıp saçından sürükleyerek bir kadını kaçırdı ve tecavüz etti. Fatura yine halka çıktı, tüm yıl süren işkence,aşırı güç kullanımı ve kötü muamele haberlerinden sonra bile yetkililer neden polise kimlik sorulamadığını anlamıyorlardı.
Yargıtay, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılarla ilgili davaları Ergenekon davası kapsamına aldı.Örgütün lideri olmakla suçlanan emekli tuğgeneral Veli Küçük ise yasadışı hiçbirşey yapmadığını söyleyerek devletin kendisine komplo düzenlediğini iddia etti. Her yol Ergenekon’a çıkıyordu. Üzeyir Garih cinayetinin de Ergenekon örgütüyle bağlantılı olduğuna ilişkin iddialar, mektuplar gündeme geldi..
Küresel mali ve ekonomik kriz sebebiyle, Eylül başından bu yana dünya genelinde finans dışı sektörlerde işten çıkarılanların sayısı 260 bini buldu, sadece ABD’de bir ay içinde 533 bin kişi işsiz kaldı. Türkiye İş Kurumu’nun verilerine göre de, Ekim ayında iş için başvuran kişilerin sayısı bir önceki aya göre yüzde 134 artarak yaklaşık 102 bin kişiye ulaştı. Bu rakamlar, iş arayanların sayısının sadece bir ayda 2 kat arttığını gösteriyordu. Bir iş bulan, bir de iş bulamayan rahatsızdı. Türkiye’de son 2 yılda iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle bin 44 kişi hayatını kaybetmişti. Başbakan yine kızdı, "kriz edebiyatı yapmayın, karamsarlığı bir kenara bırakın" dedi.
Bu arada Avrupa grev ve eylemlerle sarsılıyordu.
Yunanistan’ın başkenti Atina’da 16 yaşındaki bir gencin polis tarafından öldürülmesiyle başlayan ayaklanmalar tüm ülkeyi sardı. İşçilerle öğrenciler,ülkeyi ekonomik kriz ve krize dair devlet önceliklerine karşı sıkı bir hareket başlatmıştı.
Dünyanın ekonomik, iklim ve gıda kriziyle boğuştuğu müthiş çalkantılı bir yıl böyle geçti.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder